Doğanın çağrısı Kıyıköy

İnsan beklentisi kadar mutludur. Formül: Sıfır beklenti, sonsuz mutluluk.” – Robin Sharma

Dün Kıyıköy’de yaptığım paylaşımdan sonra ‘sahi Kıyıköy nasıl bir yer? Tavsiye edermisin ? ‘ şeklindeki sorulara cevaben aşağıdaki yazı ancak vakit bulunarak yazılmıştır.

img_4194

12 kişi +1 köpek Kıyıköy’e gittiğinde neler olur ? Bu soru, dört fil bir arabaya nasıl sığar sorusuna benziyor ama daha zor. Cevabını maceranın en başından bir örnekle açıklasam  derim ki; Saray ilçesinden başlayarak Kıyıköy’e kadar  yol boyunca sürekli Manda yoğurdu tabelaları okunarak ağızlar sulanır, sonra  mandaların yazın saatlerce çamurda nasıl yattıkları gözleri faltaşı açılmış şekilde görülünce ‘manda yoğurdu mu ıyyyyk ‘ şeklinde ağızlar büzülür.  Durum başlangıçta bu kadar vahimdi. Anında İstanbula dönmek isteyenle, acaba buralardan bir arsa alıp yerleşsek mi diyen aynı minibüsdeydi, grubun homojenliğini siz düşünün 🙂 Doğanın el değmemiş hali belki de bu çağ insanına göre değil. Kıyıköy ‘İstanbula yakın böyle bir yer kaldı mı ‘ dedirtecek kadar vahşi bir doğaya sahip. Neden vahşi dediğimi yazının sonunda daha iyi anlayacaksınız !

Denize girmek için gittiğimiz Selvez koyuna ulaşım o kadar kötüydü ki yolun sonunda muhteşem bir deniz olmasaydı gezinin organizatörü olarak koya terkedilirdim.  Neyse ki 20 km lik sahil boyunca tek bir yapılaşmanın olmadığı,  orman içindeki bu koyda eşsiz bir kum ve deniz bizi bekliyordu.  Mükemmel bir kumsal, kristal bir kum, tuzu çok az ve dalgasız, havuz kıvamında bir deniz. Denizde yavru karidesler, Yahu biz neredeyiz ? Burası gerçekten Karadeniz mi ? soruları arasında havlular kumlara serildi, ben de derin bir ohh çektim. Geçmiş bir Nisan ayında trekking macerası için yola çıkıp yirmi km yürüdüğüm rotada, buraya denize girmek için geri geleceğim diyerek kendime verdiğim sözü tutmuş, üstelik 12+1 kişide tasdiklemiş ve zor yola değdiğini söylemişlerdi. Aaa evet, köpek Leo bile tasmasız özgürce suya girip çıkarak beğenisini belli etti. Köpeklerin suda doğal bir yüzücü olduğunu herkes bilir, biz yeni bir şey daha öğrendik; köpekleri suyun içindeyken havaya kaldırırsanız, aynı sudaymış gibi dakikalarca havada boşa ayak çırpmaya devam ediyorlar, test edilip onaylandı, öyle komik bir görüntüydü ki bütün kumsal – ki bir süre beraber yaşadık, komün de diyebiliriz.- gülmeye başladı.

Meşakkati bizim gibi çekerek koya gelmiş olan yöre halkı her nedense 20 km lik kumsalda 500 metrekare içine yığılmıştı. Biz mümkün olduğunca uzaklaşıp sessiz bir noktaya konuşlanmaya çalıştık, evet sadece çalıştık çünkü -10 kişi suda voleybol oynarken ilkokul çocuğu gibi  saymak ve  hatta sayı olarak 30’a varmak gibi bir hayal ötesi hedefe ulaşmaya çalışırken – yöre halkı denizde hiç boş yer yokmuş gibi gelip dibimizde yüzdü. Acaba img_4195Karadenizde dip dibe yüzmek boğulmaları engellemek için güvenlik tedbiri mi ?…. diye düşünsem düşünemem, çünkü durum karada da aynıydı, toplasanız en fazla 100 kişi garip bir samimiyet duygusu ile 20 km lik kumsala sığamadık.:)

Selvez koyuna tek bir çivi çakılmamış, insan eliyle yapılmış bir yapı yok, bu hali ile ne kadar kalır bilemiyorum ama 12+1 tüm gün keyfini çıkardık diyebilirim. Ta ki dönüşe geçene kadar…  Aracı bir noktada bırakıp  yürümek zorunda olduğumuz 300 metrelik orman yolunda önden yürüyen şöförümüze, görüntüsü sinek ama soktuğu ve kanattığı noktalar ile arıdan daha fazla acı veren bir sinek sürüsü saldırdı, üstelik adamcağızı takip de ettiler. Sonuç olarak kendini minibüse zor atan şöföre yemek yediğimiz restoranda pansuman yapıldı.

Nasıl ? Söylediğim kadar vahşiymiş değil mi ?.. Bu sizi gitmekten alıkoyacak mı ? Belki de herkes gitmesin diye birazını uydurmuşumdur 🙂 karar sizin…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Captcha Güvenlik Kontrolü *