Madrid,Barcelona, Spor ve Sanat

Bütün sanatlar, sanatların en büyüğü olan yaşama sanatına katkıda bulunur.”
Bertolt Brecht

11193228_10153211795862278_3672865359562591403_nSabahın dörtbuçuğunda uyanıp kendimizi uçağa attıktan sonra uykusuz hem de çok uykusuz Madrid’e varıp, üzerine fuarda neden olduğunu uzun süre anlayamadığımız 1,5 km lik bir kuyruğa girince, otele dönüşte şöyle bir uzanayım dedim ve akşam saat yedibuçukta uyuyakalıp sabaha kadar uyanmayarak, erken saatte uyuma rekorumu kırmış oldum. Ama bu uzun süreli uyku yarıştaki derecem için çok işime yaradı. İspanyollar çok koşan bir millet,  yediden yetmişe herkes koşuyor, parkur o kadar güzeldi ki, yarışın  yavan olması pek umrumda olmadı.

Adı Rock’n Roll Madrid maratonu olunca insan sık aralıklarla rock müzik olacağını düşünüyor ama sadece finişte Rock’n Roll dinleyebildik. Kontrol noktası iki yerdeydi ancak o kadar anlamsız yerlerdeydi ki, bu yarış Türkiyede olsa kontrol noktalarını kandıracak çok insan var 🙂 ama burada herkes çok namuslu, kuzu kuzu doğru yerden koşuyorlar. 10 k boyunca sadece tek noktada su ve muzlu enerji jeli vardı. 10 k kısa mesafe sayıldığı için pek uğraşmamışlar. Tabii aynı zamanda tecrübeliler, bizdeki gibi kabuğu ile muz vermek yerine muzlu enerji jeli veriyorlar 🙂

11178376_10153211715472278_2565318747315411631_n
Sağdaki sarı tişörtlü benim :)))

Yarış içinde olmasa da finişte çok sıkı bir çalışma vardı, masaj istasyonları, resmi fotoğrafçılar, iyi sponsorluk malzemeleri. Yağmur altında koşarak 1 saat 10 dakikanın altına inmeyi uzun süreden sonra başardım çünkü iyi antreman yapamadan gelmiştim, beklentim yüksek değildi, ama sanıyorum iyi derece, uzun uyku sayesinde oldu.

Madrid’e gelince; çok güzel ve tüm Avrupa şehirleri gibi çok yeşil bir şehir. Devasa büyüklükte, bozulmamış yüzyıllık yapılar başlıbaşına şahaserler. Picasso’nun Guernica’sını görmek, Mercado San Miguel‘deki muhteşem tatları tatmak, harika Sangrialar içmek için Madrid’e gelinir. Tapas barlarında İngilizce konuşamayan ama çok sempatik İspanyol garsonlar da artısı :))

 Unutmadan yazayım; fuardaki kuyruğu gördüğümde  anlam verememiştim, hele kuyruğun sonunda insanların rahatça içeri girdiğini görünce, niye dışarıda beklediğimizi anlamak mümkün değildi, meğerse fuar asma katlıymış ve aynı anda 10 bin kişi gelirse  çökmesinden korkulduğu için insanlara sıra ile girmeleri rica edilmiş;  insanlar da peki demişler, güzel güzel bekliyorlar :)) bu Avrupalılar da bir alem oluyor !!! Alt tarafı 2 günlük fuar,ekonomik  krizdeki İspanyollar para kazanacakları yerde çok başka şeylere değer veriyorlar, bizde olsa ne olurdu diye düşünmek bile istemiyorum !

Vol 2… İspanyollar gerçekten enteresan insanlar.  Beni İspanyola benzetmeleri hadi normal diyelim ama İspanyolca konuşamadığımı söylememe, beden dili ile göstermeme rağmen hala İspanyolca konuşmaya devam edip, bir de  üzerine anlamamı bekliyorlar 🙂

Madrid için meydanlar ve parklar şehri diyebilirim. Toki gibi bir kurumları olmadığı için tahta panjurlu pencereleri, ferforje balkonları, art deco, art nouveau tarzında süslenmiş caddeleri ile şehir çok güzel. Burada yaşayanlar Madrid için ‘cennetin bir basamak altı ‘ diyorlarmış, çok da haksız sayılmazlar… bence bu şehrin tek eksiği,  benim gibi bir yengeç için gerekli olan deniz. Bize benzer tarafı tabii ki var, burada da oda sayısı ikibin olan bir Palacio Real yani kraliyet sarayı var, ama ben de saraylara  alerji  başladığı için başka da benzerliğimiz yok diyerek konuyu kapatayım.

11182197_10153211017332278_5332649577242032292_n

Madrid’de doğru yerlere gitmezseniz gerçekten berbat yemek yeme olasılığınız var. Biz de böyle bir deneyim yaşadık. Hani oturduğunuza pişman olup kalkmak istersiniz de iş işten geçmiş olur ya, işte öyle bir deneyimdi. Doğru yere giderseniz ki doğru yer sevgili Setenay’ın da bana mutlaka git dediği Mercado San Miguel’inde bulunduğu Puerto Del Sol yani güneşin kapısı meydanı çok doğru bir karar olur.  İspanyollar için bu meydan herşeyin başladığı yer. Ticaretin ve caddelerin orta noktası. Meydana çok yakın olan mercado da yani pazarda, çiğ istiridyeden, taze peynirlerle yapılmış tapaslara, her çeşit balıktan,  churros ( çurroş diye okunuyor ) adında çok lezzetli  çöreğe kadar  her şey taze taze servis ediliyor ve ayaküstü margarita ve sangriaları içip, sürekli herşeyi tadıp, yiyip içerek dolaşıyorsunuz. Böyle bir deneyim, yemeyi oturarak yemekten çok daha eğlenceli kılıyor.

Son olarak Nazım Hikmetle bitiriyorum, çünkü ünlü şairimiz İspanya iç savaşındaki isimsiz bir kahraman için bu meydandan bahsederek bir şiir yazmış, aşağıda şiirin küçük bir kısmı yazıyor, şimdiden gracies :))) 

Karanlıkta kar yağıyor, sen Madrid kapısındasın.

Karşında en güzel şeylerimizi, ümidi, hasreti, hürriyeti ve çocukları öldüren bir ordu….

Kar yağıyor ve sen böyle deyip Madrid kapısına dikilmeden önce herhalde vardın.

Kimdin, nemden geldin, ne yapardın ?

13151766_10154110017512278_9013208792565406610_n

Vol3…Barcelona…Madrid’de olmayan deniz Barselona’da bulunduğuna göre, tamam, burada yaşayabilirim.  İklim bizle aynı, yemek muazzam, deniz ürünleri pek bol, insanları kibar, şehirdeki bisiklet sayısı arabadan fazla…. Boğa güreşini sevmeyen, ciddi ve çalışkan Katalanlar, İspanyaya çok şey katıyorlar.  Bence kültürlerinin devam etmesinin en büyük nedeni Katalan dilini canlı tutmaları. Zaten bir ulus olmanın en büyük özelliği de bence kendi diline sahip olmak. Franco döneminde yasaklansa bile Katalanca konuşulmaya evlerde devam edilmiş. Katalan özerk yönetimi, son dönemde polisini de Katalan ağırlıklı yaparak Madrid yönetimini bölgeden iyice uzaklaştırmış. 5 yıl önce bu şehre ilk kez geldiğimde gördüğüm canlılık aynen devam ediyor. Madride kıyasla çok daha hareketli ve ekonomik kriz hissedilmiyor.

13151504_10154110017492278_1970333689494024088_n

Şehir aynı şehir, tek değişiklik Sagra da Familia’daki inşaat. Kilisenin üzerine ilaveler yapılmış, bizdeki inşaatların hızına oranla bu kilisenin yaklaşık 150 yıldır  hala inşa edilmesi büyük yüz karası 🙂 vereceklerdi bir Türk müteahhide, 6 ayda kilise, anahtar teslim :))) ama maalesef buradaki inşaat Gaudi’nin 1880’lerdeki planına bağlı ilerliyor, diğer ismi de bitmeyen kilise olduğu için bitirmek pek de işlerine gelmiyor olabilir. Gaudí, kilisenin yapımını devraldıktan sonra 16 yılını inşaatta geçirmiş ve öldüğünde kilisenin sadece tek bir kulesini bitirebilmiş, naaşı da La Sagrada Familia‘ya gömülmüş. Uçukluğu tartışılmaz bir adam olan Gaudí,  dönemin modernizme geçişteki en büyük öncüsü..

11162464_10153213474732278_1795325014220981861_n
Picasso müzesinde ekstra bir Dali sergisi varmış. Efe’de Dali bıyıklarımla beni çekti. 🙂

Bir diğer önemli nokta olan Museu Picasso için de söylenecek çok şey var. Picasso bir Katalan değil, Madriddeki Reina Sofia ‘da en ünlü eserlerinden Guernica‘yı görmüştük.

Almanyanın, Guernica şehrini bombalaması üzerine yapılan Guernica, acı dolu motiflerle dolu, en ünlü savaş karşıtı resim  sayılıyor, Picasso yıllar sonra bir sergi sırasında, Alman bir generalin ” bu resmi siz mi yaptınız ? sorusuna “hayır siz yaptınız.” cevabını vermiş. Müzede, Picasso’nun giderek yalınlaşan tarzı ve kübizme olan tutkusu insanı büyülüyor. En üretken ressam sayılan Picasso 92 yaşında ölene dek binlerce resim üretmiş. Sanatçının ” bütün ömrümü , çocukların nasıl resim yaptığını öğrenmeye harcadım .”demesi de saflığa ve doğaçlamaya verdiği önemi gösteriyor. Tek bir kalem darbesi ile elini kaldırmadan guernicaçizdiği basit hayvan figürleri olağanüstü, basitlikteki zorluk inanılmaz, kendisi de basitin zor olduğunu söylüyor zaten. Hem Gaudí hem de Picasso olabilmek için aşırı takıntılı ve  uçlarda bir hayal dünyası gerekiyor, kendi çağına aykırı olanlar adını ölümsüzleştirebilmiş. Gaudí’nin La Sagrada Familia’sı ne kadar garip ve şaşırtıcıysa , Picasso için Las Meninas  ailesine duyulan takıntı  aynı derecede garip.

13139310_10154110017527278_2596030728370465169_n

Yemek…yemek…yemek. Katalanların hayatı bence iyi yemek üzerine kurulu, bu da bana çok hitap ediyor… Yanımızda gurme bir arkadaşımız olduğu için  Barselona’da yerel halkın gittiği en iyi tapas barlarına gittik, yenmesi kesin gereken bir kaç tarifin tadına bakmamak olanaksızdı. Bu yerleri Swarm’da özellikle etiketledik ki hem tekrar gelirsek hatırlayalım,hem de gelecek olanlara  tavsiyemiz olsun. Deniz tarağından ıstakoza kadar Türkiyede yiyemediğimiz ne kadar denizböceği varsa hepsi uygun fiyata çeşitli şekillerde pişiriliyor. Yine de benim en kıskandığım konu kuşkonmaz ve enginarın bu kadar çok kullanılması oldu, enginarı kabuklarıyla ve püskülleri ile pişirmeleri ve gerçekten çok da lezzetli sonuç almaları beni çok kıskandırdı. İspanyol yeşil zeytinleri de favorim oldu. Özellikle tavsiyem La Boqueria sabit pazarında bir öğlen geçirip ayaküstü deniz ürünleri tatmak; tabii ki etiketlediğim noktada.

Nou Camp’ta maç izlemek de çok büyük ayrıcalık, Getafe maçını 6-0 kazanan Barcelona’dan 6 gol izlemek ve tribündeki  dalga hareketini yapmak Efe için de inanılmaz hoş bir anı oldu.

13124543_10154110017497278_1072420175277282255_n

Otel yerine Passeig de Grâsia da, çok merkezi bir konumda,klasik bir apartmanın çatı katındaki bir dairede kaldık, teraslı bir evde konaklamak otelden çok daha keyifli oldu.

Katalan’lar toplasak 8 milyon civarında nüfusa sahip bir halk. Ama içlerinden Barcelona gibi dünyanın en ünlü spor klubü ve futbolcuları, Salvador Dali,Joan Miro, Antoni Tapies gibi ressamlar, Gaudí gibi dünyaya yön veren mimarlar, Pedron Almodóvar gibi sinema yönetmenleri çıkarmışlar. Nüfusa oranla çok büyük bir yüzde, sanatsal ve sportif her alanda dünyaya iz bırakmış ve bırakmaya da devam ediyor.

Bu yazı, izlenimlerimden çok şehir rehberine  benzedi, espri de çıkmadı, ama  benim suçum yok, Katalanlar malzeme vermedi, saat gecenin üçü, ben de bir Hemingway değilim 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Captcha Güvenlik Kontrolü *